İstanbul, yılın geri kalanında ne kadar yorgun ve hırçınsa, bayram sabahlarında o kadar dingin ve vakurdur. Trafik gürültüsünün yerini vapur düdüklerinin, korna seslerinin yerini martı çığlıklarının aldığı o nadir zaman dilimlerinden biridir bu. Şehrin yerlisi için bayramda İstanbul’da kalmak, bir tercih değil, aslında şehre yeniden aşık olma fırsatıdır.
Boşalmış sokaklarda yürürken, her gün yanından hızla geçtiğiniz tarihi binaların detaylarını fark edersiniz. Eminönü’nde sıra beklemeden içilen bir çay, normalde iğne atsan yere düşmeyecek olan İstiklal Caddesi’nde geniş geniş yürümek, İstanbulluya "şehri satın almış" hissi verir. Boğaz hattı, her zamanki telaşından uzak, sadece mavinin en güzel tonlarını sunmak için oradadır.
Ancak bu sessizlik bir hüzün değil, bir huzur belirtisidir. Bayram ziyaretleri için giyilen en güzel elbiseler, vapur iskelelerinde bekleyen neşeli çocuklar ve komşularla paylaşılan bayram şekerleri, İstanbul’un o kadim bayram ritüellerini hala yaşattığını kanıtlar. Bayramda İstanbul, hem üç imparatorluğun görkemli başkenti olduğunu hatırlatır hem de sıcak bir mahalle kültürünün samimiyetini sunar.
Kısacası, bayramda İstanbul; kalabalıktan arınmış, ruhu dinlenmiş ve gerçek kimliğine bürünmüş bir masal şehri gibidir. Şehir size aitmiş gibi hissettiğiniz bu birkaç gün, İstanbul’un sunduğu en büyük bayram hediyesidir.